Dr. Yûnus Emre Aydın

Dr. Yûnus Emre Aydın, modern akademik eğitim ile geleneksel ilim ve irfan terbiyesini şahsında birleştirmiş seçkin ilim adamlarından biridir. Henüz gençlik yıllarından itibaren resmî eğitimle birlikte âlimlerin ve meşâyıhın ilim halkalarına devam etmiş; böylece aklın aydınlığı ile naklin rehberliğini, ilmî araştırmanın ciddiyeti ile mânevî terbiyenin inceliklerini bir araya getirmiştir.

İstanbul’daki Marmara Üniversitesi Tarih Bölümü’nden mezun olduktan sonra ilmî hayatını yalnızca akademik derecelerle sınırlandırmamış; ilmi bir meslek değil, bir emanet, bir dava ve bir hayat tarzı olarak görmüştür. Bu anlayışla farklı ülkelere seyahat etmiş, ilim ve hikmet kaynaklarını araştırmış, çeşitli kültür ve ilim havzalarından istifade etmiştir.

2009 yılında Şam’daki Ebû’n-Nûr Enstitüsü’nde Arapça eğitimi almış, ardından Avustralya’ya giderek Sidney ve Melbourne şehirlerinde bulunan Katolik Üniversitesi’nde dil çalışmalarını sürdürmüştür. Daha sonra 2015 yılında Amman’a geçerek Arap dili ve İslâmî ilimler üzerindeki çalışmalarını derinleştirmiştir.

Sakarya Üniversitesi’nde tarih alanında yüksek lisansını tamamlamış, ardından Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Minnesota Üniversitesi’nde Hadis Usûlü sahasında doktora derecesi almış ve bu eğitimini üstün başarı derecesiyle tamamlamıştır. Bunun yanında Farsça öğrenmiş, Osmanlı Türkçesi metinleri üzerinde ihtisas kazanmış; böylece İslâm medeniyetinin zengin mirasına farklı diller ve tarihî dönemler üzerinden nüfuz etme imkânı elde etmiştir.

Geleneksel Şark medrese sistemi ve Osmanlı tedris silsilesinde ilmî icazetlere sahip olan Dr. Aydın, aldığı icazetler içerisinde merhum allâme ve mürebbi Muhammed Emin Saraç Hoca Efendi’den aldığı icazeti ayrı bir yerde tutmaktadır. Zira bu icazet onun nazarında yalnızca bir rivayet izni değil, aynı zamanda bir ahlâk, edep ve terbiye mektebinin nişanesidir.

Şam, Ürdün ve Mısır’ın seçkin âlimlerinden ilim ve icazet tahsil etmiş; yaklaşık beş yıl boyunca Mescid-i Nebevî’deki ilim halkalarına devam ederek ilmi senediyle öğrenmiştir. Böylece onun nezdinde ilim, yalnızca bilgi yığınlarından ibaret değil; nesilden nesile aktarılan canlı bir miras ve mukaddes bir emanet hâline gelmiştir.

Akademik araştırmaların hazırlanmasında, ilmî makalelerin kaleme alınmasında ve bazı belgesel ile televizyon programlarının metin çalışmalarında görev almış; ayrıca İslâm dünyasının farklı bölgelerindeki âlimler ve ilmî kurumlarla geniş münasebetler kurmuştur. Uluslararası ilmî toplantılara ve konferanslara iştirak etmiş, çeşitli akademik platformlarda Türkiye’yi temsil etmiştir.

Sırhendî Vakfı’nın kurucu isimleri arasında yer almış ve vakfın ilk başkanlığını yürütmüştür. Bunun yanında “Dihlevî” ve “Hâlidî Münevver” yayınevlerini kurmuş; daha sonra bu vazifeleri Dr. Seyyid Yakub el-Hüseynî’ye devrederek eğitim, telif ve ilmî hizmetlere yoğunlaşmıştır.

Ayrıca birçok âlim ve mürebbînin ilmî ve mânevî terbiyesinden istifade etmiş, sohbet ve ders meclislerine devam etmiştir. Şâzelî ve Kâdirî tarikatlarında icazet sahibi olup, ilmî senedin vakarını sohbet ve terbiyenin bereketiyle mezc etmiştir. Böylece ilmî yolculuğunda ilim ile terbiyeyi, rivayet ile dirayeti bir araya getirmiştir.

Bağdat ziyaretinin dönüşünde Erbil'de, Şeyh Reşid Geylânî Hazretlerinden; ataları Şeyh Zeynüddin Hazretleri ve Şeyh Nureddin Birifkânî Hazretlerine ulaşan silsile üzere Kâdirî-Birifkânî Tarîki icâzetini almıştır. Ayrıca Becirman Seyyidlerinden Şeyh Seyyid Muhammed Rûhî Efendi ile Şeyh Ubeydullah el-Kâdirî ve Şeyh Vahidüddin Birifkânî Hazretlerinden de Kâdirî-Birifkânî Tarîki icâzetiyle müşerref olmuştur.

Yaklaşık yedi yıl boyunca Türkiye’de farklı cemaat ve ilmî çevreler arasında irtibat ve koordinasyon faaliyetlerinde bulunmuş; insanların sözlerini birleştirmeden önce gönüllerini birleştirmeyi, söylemleri düzeltmeden önce kalpleri ıslah etmeyi esas almıştır. Bu gayretleri neticesinde farklı meşrep ve çevreler arasında muhabbet ve ülfetin güçlenmesine katkıda bulunmuştur.

İslâm tarihi, Osmanlı Devleti tarihi, Osmanlı sultanlarının hayatları ve büyük velilerin menkıbe ve biyografileri üzerine kaleme aldığı çok sayıda eseri bulunmaktadır. Bunlar arasında en dikkat çekici çalışmalarından biri, Hicaz Meliki Şerif Hüseyin bin Ali hakkında yazdığı ilmî müdafaa risalesidir. Bu eserinde Şerif Hüseyin’in faziletlerini ortaya koymuş, hakkında ileri sürülen ithamlara ilmî cevaplar vermiş ve tarihî hadiselerdeki konumunu adalet ölçüleri içerisinde değerlendirmiştir. Bu çalışma, tarih araştırmaları arasında mühim bir yere sahip kabul edilmektedir.

Dr. Yûnus Emre Aydın, Türkiye’de ve yurt dışında ilmî ve kültürel çevrelerde saygı gören bir isim olup, İslâm dünyasındaki birçok âlim ve akademik kurumla sağlam ilişkiler kurmuştur.

Böylece hayatını ilim, eğitim, telif ve hizmet ekseninde sürdüren Dr. Yûnus Emre Aydın; kalem ile senedi, araştırma ile sohbeti, ilim ile terbiyeyi bir araya getirerek ilmi ibadet, ilme hizmeti emanet ve ilmin neşrini mesuliyet kabul eden âlimlerin yolunu takip etmektedir.

Allah Teâlâ'nın fazilet sahipleri ve tesir sahibi kimseler hakkındaki cari sünneti gereği, Dr. Yûnus Emre Aydın'ın ilmî ve kültürel çevrelerde takdir edenleri ve sevenleri bulunduğu gibi, zaman zaman insaf ve itidal sınırlarını aşan tenkit ve saldırılara da maruz kaldığı olmuştur. Ancak o, ilim ve hizmet yolunda yürümeye devam etmiş; meyve veren ağacın daha çok taşlandığına, ilim ve irşad hizmetinin ise imtihan ve meşakkatlerden ayrı düşünülemeyeceğine inanmıştır.

Hâlen İstanbul ve Bursa arasında ilmî ve kültürel faaliyetlerini sürdürmekte; İslâmî ilimlere, kültür mirasına ve eğitim hizmetlerine katkı sunmaya devam etmektedir. Geçmiş ile gelecek arasında köprü kurmayı, ilmi amelle, bilgiyi terbiye ile buluşturmayı kendisine şiar edinmiş olarak, ehl-i ilim ve ihsanın yolunda hizmet etmeyi sürdürmektedir.